Anonim Şirketlerin icra, yönetim ve temsil organı olarak kurgulanan Yönetim Kurulu, 13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilen ve 14 Şubat 2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) İkinci Kitap Dördüncü Kısım İkinci Bölümü’nde, madde 359 ve devamında belirtilmiştir. TTK uyarınca Yönetim Kurulu’nun temsil yetkisi ve yükümlülüğü, Yönetim Kurulu’nun sorumluluğunu ve Yönetim Kurulu kararlarının iptali konuları işbu çalışmanın konusunu oluşturacaktır.
A. TEMSİL YETKİSİ
TTK’ya göre anonim şirketler, Kanundaki istisnai hükümler saklı olmak üzere yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Zira yönetim kurulu, anonim şirketlerin kanuni temsilcisidir. Dolayısıyla pay sahiplerine ve üçüncü kişilere karşı şirketi yönetim kurulu temsil eder.[1] Anonim şirketlerde temsil yetkisi, bu şirketlerin daha çok üçüncü kişilerle olan ilişkisini düzenler ve üçüncü kişilerin haklarını korumayı amaçlar. Anonim şirketlerde kural olarak temsil yetkisi sınırlandırılamaz, ancak istisnai ve ancak Kanunda belirtilen hallerde bu yetki sınırlandırılabilir. Mesela tasfiyeye girmiş şirketlerde tasfiye memurları da tasfiyeye ilişkin yönetim ve temsil hak ve yetkilerini kullandıklarından, söz konusu yetkileri ve hakları düzenleyen hükümler istisnalar kapsamında düşünülebilir.[2]
Anonim şirketlerde temsil ile temsil yetkisinin kapsam ve sınırları TTK’nın 370 ila 373. maddelerinde düzenlenmiştir. Limited şirketlerde temsil yetkisine ise Kanunda ayrıca yer verilmemiş; bu hususta anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyas yolu ile uygulanacağı belirtilmiştir (TTK md. 629/I).
1. Temsil Yetkisinin Kullanımı ve Devri
Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere anonim şirketlerde yönetim kuruluna, limited şirketlerde müdür(ler)e aittir.[3] Yönetim kurulu/müdür(ler), temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin/müdürün temsil yetkisini haiz olması şarttır (TTK md. 370, 623). Kanun koyucu, yönetim kurulunun temsil yetkisinin tamamen üçüncü kişilere devredilmesine izin vermemiştir.[4]
TTK’da ultra vires kuralı kaldırılmıştır. Ticaret şirketleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilmekte ve borçları üstlenebilmektedir. Dolayısıyla, artık şirketin hak ehliyetinin sınırını işletme konusu çizmemektedir.[5] Bununla birlikte esas sözleşmenin konu hükmüne aykırı işlemlerle bu sınırın aşılması halinde şirketin bu sınırı aşan yetkilisine karşı rücu hakkı doğmaktadır. Şirketin, imza yetkilisine rücu edeceği veya edemeyeceğine ilişkin sınırı ise şirketin belirtilmiş olan amacı ve işletme konusu belirleyecektir.[6] Nitekim TTK’nın 371/I. maddesinde:
“Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücu hakkı saklıdır.”
hükmüne yer verilmiştir.
Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de, ultra vires kuralı kaldırıldığından ötürü, şirketi bağlayacak ve şirketi iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sorumlu yapacaktır.[7] Esasen yeni TTK’nın gerekçesinde artık şirketin hak ehliyetinin sınırını işletme konusu çizmeyeceği belirtilmiştir. Böylece kanun maddesinde her ne kadar işletme konusuna giren işler ifadesi yer alsa da temsile yetkililerin yapacağı bütün iş ve işlemler şirketin temsil yetkisi olan kişiye rücu hakkı saklı kalmak üzere şirketi bağlayacaktır.[8] Bu durumun istisnası ise üçüncü kişilerin işletme konusu dışında bir işlem olduğunu bildiğinin ispatıdır.[9] Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli değildir. Bunun yanında temsile yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket, rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla sorumlu olacaktır.
Eski kanunda benimsenen “ultra vires” kavramı dahilinde işletme konusu bir çerçeve olarak görülürken TTK’da “ultra vires” kuralı terk edilerek eski kanunda yer alan yetki alanı genişletilmiştir.[10] Ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulaması Hakkındaki Kanun’un 15. Maddesinde:
“Şirket sözleşmelerinde veya esas sözleşmelerinde 6762 sayılı Kanunun 137. maddesine uygun olarak, şirketin hak ehliyetinin şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmesinde yazılı işletme konusu ile sınırlı olduğunu belirten hükümler bulunması halinde, bu hükümler TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yazılmamış sayılacağı”
ifade edilmiştir. Ayrıca temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyi niyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel oluşturmayacaktır.
Yönetim Kurulu TTK 367 uyarınca atayacağı sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarının görevlerini bir iç yönerge ile belirleyerek bunu ticaret sicilinde tescil ettirir.[11] Fakat atamaları iç yönerge ile yapamaz. Atamaların de bir Yönetim Kurulu kararı ile yapılması aranmıştır (TTK md. 372, 373, 629).[12] Yetkili atanması hususunda, TTK madde 370 hem esas sözleşmede yetki devrine izin verilmesini hem de bir iç yönerge bulunmasını aradığı açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, doktrinde bu iki hususun birlikte bulunması gerektiği belirtilmiştir.[13] Atanan bu kişilerin şirketi uğratacağı zarardan ise Yönetim Kurulu müteselsilen sorumlu olur.
Şirket adına imza yetkisini haiz kişiler, şirketin unvanı altında imza atarlar. Bu kişilerin imzaları, notere onaylatılır. Yönetim Kurulu her yıl başkanını ve ona vekalet edecek vekili seçmelidir. Esas sözleşme ile bunların veya birinin genel kurul tarafından seçilmesi mümkündür.
Temsile yetkili kişilerin seçimlerine ve atanmalarına ilişkin hukuki sakatlıkların üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği, sürülebilmesi için hukuki sakatlığın onlar tarafından bilindiğinin ispatlanması gerekmektedir.
2. Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (ETTK) olduğu gibi TTK’da da temsil yetkisinin sınırlandırılmasına imkan sağlanmıştır. Bu hususta iki Kanun arasında en önemli fark konunun esas sözleşmede öngörülmesine ilişkindir. ETTK’ya göre temsil yetkisinin yönetim kurulu üyeleri arasında paylaştırılabilmesi için esas sözleşmede bu konunun düzenlenmesi aranırken, TTK’da bu şarta yer verilmemiştir. Bu kapsamda TTK’nın 371/3 maddesinde:
“Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir.”
denilmektedir. Anılan hüküm bağlamında, anonim ve limited şirketlerde yöneticilerin temsil yetkisi “yer itibariyle” ve “birlikte temsil” ile sınırlandırılabilir.
Bahsi geçen sınırlandırmalara haricinde, sermaye şirketlerinde konu ve miktar itibariyle temsil yetkisinin sınırlandırılması iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.[14] Böyle bir sınırlama ticaret siciline tescil edilemez, tescil edilmiş olsa dahi üçüncü kişilerin iyi niyetini ortadan kaldırmaz ve üçüncü kişilerin bunu bildiği veya bilebileceği kabul edilmez. Üçüncü kişilerin kötü niyeti ispatlanırsa konu itibariyle sınırlama sadece o zaman ve kötü niyeti ispatlanan kişiye karşı geçerli olur. Öte yandan temsil yetkisinin içerik olarak sınırlandırılması ise iç ilişkide hüküm ifade etmekte ve bu temsil yetkisine sahip olanlar için bir talimat niteliği taşımaktadır. Buna aykırı hareketle sınırlamayı aşan yöneticinin kişisel olarak şirkete karşı sorumluluğu gündeme gelecektir. Bu durumda, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı şirket sorumlu olacak; ancak daha sonra bu talimata uymayan yönetim kurulu üyesine/müdüre rücu edilebilecektir.[15]
Temsil yetkisinin sınırlandırılması, kanundan doğan sınırlama değil, aksine temsil yetkisinin tüzel kişinin kendi iradesiyle yaptığı sınırlamadır. Yetki devri yapılmadığı takdirde, TTK’nın 365. maddesi uyarınca, yönetim kurulunun tamamı anonim şirketi temsil ile yetkili ve görevlidir.
Yer itibariyle sınırlama olarak, atanan yetkili, ancak sınırlanan alandaki şube veya yetkili olduğu merkez işlerine dair işlemlerde şirketi temsil edebilecektir.[16] Esas itibariyle yetkiye getirilen sınırlandırma, yetkili olunan yere ilişkin olmayıp, bu yere ait işlemlerdir. Temsil yetkisi belirli bir şubenin işleriyle sınırlandırılan yönetici, başka bir şubeyi veya merkezi temsil edemez. Aynı şekilde temsil yetkisi merkez işleriyle sınırlandırılan bir yöneticinin de şubeyi/şubeleri temsil etme yetkisi yoktur.
Yönetim Kurulu üyelerinin yetkisi, birlikte temsil şartıyla sınırlandırılabilir. Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa anonim ve limited şirketin temsilinde çift imza kuralı geçerlidir. Ancak, birlikte temsil ile sınırlandırma, kanunu temsil yönteminden farklıdır. Birlikte temsil usulünde bazı üyelerin diğer üyelerle birleşerek veya tüm üyelerin şirketi hep birlikte ya da her üyenin tek başına şirketi temsil edeceği kararlaştırılabilir.[17] Birlikte temsil usulünde birlikte ve tek başına temsil yan yana ve bir arada bulunabilir. Bazı üyeler şirketi tek başına temsil edebilirken, diğerlerinin birlikte temsili şart koşulabilir. Yine şahıs gösterilmeksizin üyelerden ikisinin veya üçünün birlikte temsili şart koşulabilir.[18] Bu durumda, eğer temsil yetkisi belirtilen şekilde kullanılmaz ise, şirket, yapılan işlemle bağlı olmayacaktır. Ancak şirket sonradan yapılan işleme icazet verebilir.
B. YÖNETİM KURULUNUN SORUMLULUĞU
1. Genel Sorumluluk Halleri ve Kapsamı
Bir anonim şirketin borçlarının ifası ile yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden sorumlu olan kural olarak yönetim kurulu üyeleridir. Yönetim kurulu üyeleri kendilerine verilen görevleri yerine getirirken ve yetkileri kullanırken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmeli ve şirketin menfaatlerini gözetmelidirler.[19] Bu özen ve sadakat yükümlülükleri yönetim kurulu üyelerine kanun, şirketin esas sözleşmesi, iç yönergesi ve yönetim kurulu kararlarıyla verilen tüm yetki ve görevleri kapsamaktadır. Yönetim kurulu üyeleri, bu yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde şirketin, pay sahiplerinin ve şirketin alacaklılarının uğradığı zararlardan sorumlu olurlar. Dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu kusura dayanır ve üyeler her somut karar ve fiil için kendilerinden beklenen özen yükümlülüğünü yerine getirdiklerini kanıtlamaları durumunda sorumluluktan kurtulurlar. Yönetim kurulu üyelerinin özen yükümlülüğünün kapsamı kurulda o üyeye tanınan yetki ile sınırlandırılmıştır.[20]
Kural olarak yönetim ve temsil yetkileri yönetim kurulu üyelerinin tamamına aittir, dolayısıyla meydana gelen zararlardan üyelerin birlikte sorumluluğu söz konusu olacaktır. Ancak anonim şirketler esas sözleşmeye hüküm koymak ve usulüne uygun iç yönerge çıkarmak suretiyle yönetim ve temsil yetkilerini bir veya birkaç üye veya üçüncü kişiye devredebilirler. Bu üye ve müdürlere devredilen yetki ve görevler bakımından yetkiyi devreden yönetim kurulu üyeleri, bu kişilerin fiil ve kararlarından ancak yetkili kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermemeleri halinde sorumlu olurlar.[21] Öte yandan TTK uyarınca tüm yönetim kurulu üyelerinin; yönetimle görevli kişilerin kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulun yazılı kararlarına uyup uymadığını denetleme yükümlülüğü vardır. Bu üst gözetim yükümlülüğü yönetim kurulu üyelerinin devredilmez yetkilerindendir, yönetim ve temsil yetkileri bir veya birkaç üye veya üçüncü kişiye devredilse dahi devredenler devredilen yetkinin kullanılmasından sorumludur. Dolayısıyla yetkiyi devreden üyelerin de yetkili üye veya müdürlerin ihlallerini denetçilere bildirmeme, genel kurulu haberdar etmeme gibi fiillerden dolayı sorumluluğu gündeme gelir. Ancak yönetim kurulu üyelerinin üst gözetim yükümlülükleri kontrolleri dışında olan ihlaller veya yolsuzluklar bakımından sınırlandırılmıştır.[22]
TTK’da eski Kanun’da yer alan kusur sorumluluğu ilkesi muhafaza edilmiş olmakla birlikte, müteselsil sorumluluk ilkesi terk edilmiş ve yerine “farklılaştırılmış teselsül” ilkesi kabul edilmiştir.
Farklılaştırılmış teselsül ilkesi, aynı zararın ortaya çıkmasına neden olan yönetim kurulu üyelerinden her birinin zarardan, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğer üyelerle birlikte müteselsilen sorumlu olmasıdır. Buradaki temel ilke, herkesin sadece uygun illiyet bağına göre kendisinin sebep olduğu zarardan sorumlu olmasıdır.[23] Zira bu sorumlulukta, dış ilişkide sorumluluğu kişinin kusurlu olması, sorumluluğun miktarını ise kusurun derecesi ve durumun gerekleri belirlemektedir.
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun belirlenmesinde farklılaştırılmış teselsül prensibini benimseyen TTK m.557 hükmü aynen şu şekildedir:
(1) Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.
(2) Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir.
(3) Birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir.
Üyelerin tek başına verdikleri zararlardan, sadece kendisi sorumlu tutulur ve teselsülden bahsedilemez. Zira zararın tek başına verilmesi durumunda, zarar ile diğer üyeler arasındaki illiyet bağı kesilir.
Teselsülün söz konusu olabilmesi için birden fazla kişinin sorumlu olması gerekir. Farklılaştırılmış teselsül ilkesine göre sorumlu olabilmek için ise zararın doğmasına sebebiyet vermiş olmak gerekmektedir; yani zarar ile zarar veren kişinin eylemi arasında [24]uygun illiyet bağı bulunmalıdır.
Zararın doğmasına sebep olan her bir yönetim kurulu üyesi, şahsına ilişkin indirim sebeplerini, yani kusurunun derecesini ve durumun gereklerini ileri sürerek, zararın tamamından değil, sadece kendi kusuruna isnat edilebilecek kısmından sorumludur.
TTK m. 553/3‘te sorumluluğun doğabilmesi için sorumluluğu oluşturan eylemin o kişinin kontrolü içinde olası gerektiği belirtilmiştir. Yine aynı hükme göre; eğer sorumluluk doğuran olay o kimsenin kontrolü dışında kalıyorsa kişinin gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilmek kayıt ve şartıyla olsa dahi kişi sorumlu tutulamaz. Bu hüküm ile gözetim ve özen yükümüne bir sınırlama getirilmiştir. Nitekim kanunun gerekçesinde de yönetim kurulu üyelerinin soyut bir gözetim görevi anlayışına dayanarak sorumlu tutulmalarına engel olmanın amaçlandığı belirtilmiştir.
TTK m.553/2 ise yönetim kurulunun kanundan doğan ya da esas sözleşmeden kaynaklanan devir yetkisini kullanarak, görev ve yetkilerini devretmesi halinde sorumluluğun görev ve yetkiyi devralan kişilere ait olduğunu, yönetim kurulu sorumluluğunun sadece ‘’seçimde makul derecede özen göstermek’’ ile sınırlı olduğunu hükme bağlamıştır. Böylece yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna somut bir sınırlama ilkesi getirilmiştir.[25]
Yönetim kurulu üyelerinin ihlallerinden zarar gören şirket, pay sahipleri ve şirket alacaklıları, bu zararın giderilmesini isteyebilirler. Şirketin uğradığı zararlar bakımından her bir pay sahibi veya genel kurul kararı alınması halinde şirket, yönetim kurulu üyesinden zararların şirkete tazmin edilmesini isteyebilir. Alacaklılar ancak şirketin iflası halinde şirketin uğradığı zararların şirkete tazminini talep edebilirler. Pay sahipleri ve alacaklılar yönetim kurulu üyesinin kusurlu ihlalinden doğan zararlarının ise kendilerine tazminini talep edebilirler.[26] Birden çok yönetim kurulu üyesinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları halinde her bir üye kusuruna ve durumun gereğine göre zararın kendine yükletilebilen kısmından diğer üyelerle birlikte sorumludur. Davacıların işbu sorumluluk davası açma hakları, durumu öğrenmeden itibaren 2 yıl içinde, her halükarda olayın üstünden 5 yıl geçmesi halinde zamanaşımına uğrar.[27]
2. Kamu Borçlarından Sorumlulukları
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin kamu alacaklarından kaynaklanan sorumlulukları da söz konusudur. Yönetim kurulunun anonim şirketin kanuni temsilcisi olması dolayısı ile Vergi Usul Kanunu altında yönetim kurulu üyeleri anonim şirketin vergi sorumlusu kabul edilirler.[28] Anonim şirketin vergi borcundan dolayı asıl borçlu tüzel kişiliğe sahip anonim şirketin kendisi olduğu halde, vergi borcunun yerine getirilmesi şirketin yönetim ve temsil organı olan yönetim kurulunun sorumluluğundadır. Vergi borcunun ödenmemesi halinde ise önce asıl borçlu olan şirkete karşı yasal takip süreci başlatılacak; ancak, bu takibin sonuçsuz kalması halinde tali sorumlu olarak yönetim kurulu üyelerine başvurmak mümkün olacaktır. Dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin anonim şirketin vergi borcunun ödenmesi konusunda tali sorumlulukları vardır.
Benzer şekilde, Tahsilat Genel Tebliğ’i uyarınca, diğer kamu alacakları söz konusu olduğunda da kamu alacağının anonim şirket şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi malvarlıklarından takip ve tahsiline gidilebilmektedir. Bu anlamda anonim şirketin vergi dışındaki diğer kamu borçlarından da yönetim kurulu üyelerinin tali sorumlulukları vardır.
Hem vergisel ödevler hem de diğer kamu alacakları için dikkat edilmesi gereken bir nokta, yönetim kurulunun temsil yetkisinin, yukarıda bahsedilen şekilde delegasyon ile bir veya birkaç üyeye veya üçüncü kişiye bırakılması halinde, takip ve tahsil için ilgili üye veya müdürlere gidilecek olmasıdır. Yetki devri halinde yetkiyi devreden yönetim kurulu üyelerinin bu borçlar bakımından tali sorumluluğu sona erer. Delegasyon olmaması halinde tüm üyeler birlikte sorumlu olacaklardır.
Yönetim kurulu üyeleri, ayrıca, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca ödenmeyen sosyal güvenlik primlerinden şirket ile birlikte sorumludur. Bu nedenle, diğer kamu borçlarından farklı olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu da asli niteliktedir. Dolayısıyla, ödenmeyen sosyal güvenlik primleri için anonim şirket aleyhine takip yapılmaksızın, doğrudan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidebilecektir.[29]
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin yükümlülüklerini ifa ile ilgili olarak cezai sorumluluğu söz konusu olabilmektedir. Yönetim kurulu üyelerinin cezai sorumluluğu ile ilgili genel bir düzenleme TTK madde 562’de yer almakta olup, bu maddede genel olarak idari ve adli para cezasına tabi fiiller düzenlenmiş, hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin hükümlere sınırlı sayıda yer verilmiştir.
Bununla beraber, TTK 562’nci madde dışında da yönetim kurulu üyelerinin cezai sorumluluğu gündeme gelebilmektedir. Örneğin hileli iflas, gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle iş kazaları, şirket ortaklarına emniyeti suistimal sayılacak şekilde şirket varlıklarının karşılıksız kullandırılması gibi durumlarda ilgili kanunlardaki ceza hükümleri çerçevesinde yönetim kurulu üyelerinin cezai (şahsi) sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
C. YÖNETİM KURULU KARARLARININ İPTALİ
Yönetim kurulu kararları nihayetinde bir hukuki işlem niteliğindedir. Yönetim kurulunca alınan kararların uygulanması neticesinde hukuk anlamında sonuçlar doğacağı kesindir. Bu nedenle, bir hukuki işlem olarak yönetim kurulunca alınan kararların içerik yönünden geçerliliği genel hükümlere tabi olacaktır. Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde, bir akdin konusunun, kanunun kat’i surette emrettiği hukuk kurallarına veya kanuna, ahlâka, kamu düzenine, şahsi hükümleri ilgilendiren haklara aykırı olamayacağı ve yine aynı Kanun’un 20. maddesinde, uygulanması mümkün olmayan, haksız veya ahlaka aykırı akitlerin batıl olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu bakımdan, yönetim kurulu kararları Borçlar Kanunu ile belirlenen bu ilkelere aykırı olamayacaktır. Netice itibariyle; uygulanması mümkün olmayan, ahlaka, kamu düzenine veya Kanun’un emredici hükümlerine aykırı olan yönetim kurulu kararları batıldır.[30]
Yönetim kurulu kararları şekle tabi kararlardır. Nitekim Türk Ticaret Kanunu’nun 330. maddesinde, toplantının yapılabilmesi için üyelerin en az yarıdan bir fazlasının hazır bulunması, kararların alınabilmesi için ise toplantıya katılan üyelerin çoğunluğu ile mümkün olduğu, kararların geçerliliğinin yazılıp imza edilmesine bağlı olduğu belirtilmiştir. Bu durumda yeterli karar ve toplantı sayısına ulaşmayan kararlar ile yazılıp imza altına alınmayan kararlar yok hükmündedir.[31]
Hukuki işlemin iptali bazı hallerde dava yoluyla, bazı hallerde ise hukuki işlemin iptal edildiğini karşı tarafa bildirilmesiyle gerçekleşen bir hükümsüzlüktür. Mahkemenin verdiği iptal kararının kesinleşmesi ya da iptal beyanın karşı tarafa ulaşmasını müteakip, işlem geçersiz olur. İptal nedeniyle geçersizlik iddiası süreye tabidir ve sadece ilgilileri tarafından ileri sürülebilir. Öte yandan iptal yaptırımı mahkemece re’sen araştırılmaz ve dikkate alınmaz.
İptal hukuki yaptırımının usulüne ve hukuki sonucuna ilişkin açıklamalar ve yasal düzenleme uyarınca, aşağıda sayılan hallerle sınırlı olmak üzere, halka açık olmayan anonim şirketlerde, yönetim kurulu kararlarının iptal edilebileceği durumlar sayılıdır. Kayıtlı sermaye sistemine tabi anonim şirketlerde, ilk ve değiştirilmiş esas sözleşme ile, esas sözleşmede belirtilen kayıtlı sermaye tavanına kadar sermayeyi arttırma yetkisi, yönetim kuruluna tanındığı taktirde, bu kurul, sermaye artırımını, bu kanundaki hükümler çerçevesinde ve esas sözleşmede öngörülen yetki sınırları içinde gerçekleştirebilir (TTK. m. 460/1).[32] İlgili yasal düzenlemeden anlaşıldığı üzere; Yönetim kurulunun sermaye artırım kararı, imtiyazlı veya itibari değerin üzerinde pay çıkartılmasına ilişkin kararı, pay sahiplerinin yeni pay alma haklarının sınırlayıcı nitelikteki kararları, esas sözleşmeye, dürüstlük kurallarına ve özellikle yasaya aykırı ise, pay sahipleri ya da yönetim kurulu üyeleri, kararın ilanı tarihinden itibaren bir ay içerisinde iptal davası açabilirler.[33]
Ayrıca, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan katılımcı şirket ortaklarının, kararın Türk Ticaret Sicil Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilecekleri” hükme bağlanmıştır (TTK. m. 192). Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi halinde de bu dava açılabilir” hükmüne yer verilmiştir (TTK. m. 192/2).[34]
Sermaye Piyasası Kanunu (“SPK”) Düzenlemesi, kayıtlı sermayeli anonim şirketlerde, yönetim kuruluna, Türk Ticaret Kanunun aksine daha geniş yetkiler tanımıştır. Bu yetkilerin bir kısmı yasada açıkça sayılmıştır. (SPK. m.18). Yönetim kuruluna geniş bir yetki alanı tanınması beraberinde de daha etkili bir iptal mekanizmasını getirmiş ve Sermaye Piyasası Kanunun 18. Maddesinin 6. fıkrasında, yönetim kurulunun aynı madde kapsamında aldığı kararlar aleyhine, 6102 sayılı Kanunun genel kurul kararlarının iptaline ilişkin hükümleri çerçevesinde, yönetim kurulu üyelerinin veya hakları ihlal edilen pay sahiplerinin, kararın ilanından itibaren otuz gün içerisinde ortaklık merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesi nezdinde iptal davası açabilecekleri öngörülmüştür.[35]
Öğretide, yönetim kurulu kararlarının iptali çeşitli şekillerde tartışılmaktadır ve TTK uyarınca bu konuda net bir tavır sergilenmemiştir. Öğretide Kırca, yönetim kurulu kararlarının iptalinin söz konusu olmayacağını belirtmektedir.[36] Bu görüşe paralel olarak, Yargıtay kural olarak yönetim kurulu kararlarına karşı iptal davası açılamayacağı, yalnızca bazı hallerde ve pay sahiplerinin kişisel haklarını ihlal eden kararlara karşı iptal davası açılabileceğini belirtmiştir.[37] Kırca bu konudaki düşüncesini, Yargıtay’ın iptaline karar verdiği yönetim kurulu kararlarının esas olarak sermaye borcunu koyulmaması ve ıskat kurumuyla ilgili olduğunu belirtmiştir. Bu hususta, Çamoğlu, yönetim kurulu kararlarına karşılık genel kurula itiraz edilebileceği veya yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebileceği gibi alternatif yolların etkili ve doğru olmayacağı ve kanunda var olan bu boşluğun doldurularak yönetim kurulu kararlarının iptaline yönelik düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtmiştir.[38]
I. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Anonim şirketlerde yönetim kurulu, şirketin yöneticisi, karar vericisi, icracısıdır. Dolayısıyla çok önemli olan bu kurul ve üyeleri, hem kanun ile önemli yetkilerle donatılmıştır, hem de önemli sorumluluklar yüklenerek denetleme altına alınmıştır. Yönetim kurulu, temsil açısından kanunen yetkili kuruldur, ancak bu yetkilerini belirli şartlar altında üçüncü kişilere devretmeye de yetkili kılınmıştır. Aynı zamanda, bu yetki devri ile sorumluluklarının tamamından kurtulamayacağı, yetki devri yapılan kişilerle birlikte müteselsilen sorumluluğunun devam edeceği belirlenmiştir. Dolayısıyla, yönetim kurulu, sorumlulukları yüksek derecede belirlenmiş, aynı zamanda bazı kamu borçlarından da sorumlu tutulmuş, bir organdır.
Yönetim kurulu kararları, kanundan kaynaklanan şartların gerçekleşmediği durumlarda batıl ve yoklukla karşı karşıya kalabilmektedir. Ancak kanunda açıkça, yönetim kurulu kararlarının iptal edilebilirliği belirtilmemiş, bazı istisnai durumlarda kıyas yoluyla böyle bir durumun olduğu belirtilmiştir ve bu durum dolayısıyla öğretide ve Yargıtay kararlarında tartışmalar yaratmıştır.
KAYNAKÇA
- Bağrıaçık, Hasan: “Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulunun Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması”, Eskişehir 2001.
- Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet: Ortaklıklar Hukuku, 13. Baskı, İstanbul 2019.
- Dedeağaç, Av. Ender / Sapan, Stj. Av. Oğuzhan: “Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu ve Sorumluluğu”, Ankara Barosu Dergisi, Ankara 2013.
- Demirel, Duygu: Anonim Şirketlerde Yönetim Yetkisinin Devri, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 2017.
- Kaya, Prof. Dr. Arslan (Ülgen, Prof. Dr. Hüseyin / Helvacı, Prof. Dr. Mehmet / Kendigelen, Prof. Dr. Abuzer / Nomer Ertan, Doç. Dr. Füsun): Ticari İşletme Hukuku, 4. Bası, İstanbul 2015.
- Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar: Anonim Şirketler Hukuku, 1. Cilt, Ankara 2013.
- Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, 13. Baskı, İstanbul 2017.
- Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 5. Baskı, Ankara 2017
- Tekinalp, Ünal: Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları, 2. Bası, İstanbul 2011.
- Turanlı, Hüsnü: “Yeni Türk Ticaret Kanunu Işığında Anonim Şirket Yönetim Kurulu Kararlarının Hükümsüzlüğü”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 2013.
- Y. 11. HD, 26.01.1989, E. 1988/3414, K. 1989/260, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası.
[1] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 624.
[2] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 226.
[3] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 348.
[4] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 628.
[5] Kaya, Prof. Dr. Arslan (Ülgen, Prof. Dr. Hüseyin / Helvacı, Prof. Dr. Mehmet / Kendigelen, Prof. Dr. Abuzer / Nomer Ertan, Doç. Dr. Füsun): Ticari İşletme Hukuku, 4. Bası, İstanbul 2015, s. 682.
[6] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 639 vd.
[7] Kaya, Prof. Dr. Arslan (Ülgen, Prof. Dr. Hüseyin / Helvacı, Prof. Dr. Mehmet / Kendigelen, Prof. Dr. Abuzer / Nomer Ertan, Doç. Dr. Füsun), s. 686.
[8] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 230.
[9] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 349.
[10] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 350.
[11] Demirel, Duygu: Anonim Şirketlerde Yönetim Yetkisinin Devri, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 2017, s. 232.
[12] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 228.
[13] Tekinalp, Ünal: Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları, 2. Bası, İstanbul 2011, s. 141.
[14] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 231.
[15] Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 5. Baskı, Ankara 2017, s. 431.
[16] Bağrıaçık, Hasan: “Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulunun Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması”, Eskişehir 2001, s. 39.
[17] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin. s. 352.
[18] Bağrıaçık, Hasan, s.41.
[19] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 239.
[20] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 657.
[21] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 612.
[22] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 614.
[23] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 390.
[24] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 391.
[25] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 611.
[26] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 397.
[27] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 403-405.
[28] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 417.
[29] Dedeağaç, Av. Ender / Sapan, Stj. Av. Oğuzhan: “Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu ve Sorumluluğu”, Ankara Barosu Dergisi, Ankara 2013, s. 107
[30] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 343.
[31] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 343.
[32] Turanlı, Hüsnü: “Yeni Türk Ticaret Kanunu Işığında Anonim Şirket Yönetim Kurulu Kararlarının Hükümsüzlüğü”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ankara 2013, s. 955.
[33] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 225.
[34] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 522.
[35] Bahtiyar, Prof. Dr. Mehmet, s. 225.
[36] Kırca, İsmail / Şehirali Çelik, Feyzan Hayal / Manavgat, Çağlar, s. 523.
[37] Y. 11. HD, 26.01.1989, E. 1988/3414, K. 1989/260, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası.
[38] Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin, s. 344.
