AYIP SORUMLULUĞU

  1. Satıcının ayıptan sorumluluğunun tanımı ve hukuki niteliği

Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219. Maddesi ve bunun devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ve mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir. Örneğin; miktar eksikliği, genel olarak ayıp sayılmamakta, kısmi ifa olarak kabul edilmektedir.

TBK m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. İlki; satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise; sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır, buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği fayda, bu kapsamda değerlendirilmelidir, objektif değerler baz alınır.

Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.

  • Satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için aranan şartlar

A – Ortada bir ayıp bulunmalıdır: Ayıp sorumluluğundan bahsedebilmek için temel şart, ortada bir ayıp bulunmasıdır. Satıcı böyle bir durumu bildirmemiş olsa dahi, beklenen özelliklerin mevcut olmaması halinde ayıp kabul edilir. Maddi ayıp; eşyanın aynı cins parçalarla karşılaştırıldığında, kendi değerini veya elverişliliğini kaldıran ya da azaltan her türlü kötü niteliktir. Bu ayıbın; yarar ve hasarın alıcıya geçmesi anında satılanda var olması gerekmektedir.

Ayıp; maddi (Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması vb. eksiklikler), ekonomik veya hukuki (Satılanın değerini ve beklenen faydaları etkileyen eksiklikler) olabilir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşydan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilir.

B – Satılandaki ayıp önemli olmalıdır: Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.

C –  Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır: “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.”

Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkanı bulabilmesi gerekir. Gözden geçirmeden kasıt; olağan bir muayenedir.

Alıcının, satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir.

Gizli ayıplarda; alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir.

D – Ayıptan doğacak sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır: Ayıptan doğan sorumluluğa dair sözleşmelerin yapılması mümkündür, ancak satıcının ağır kusurlu olması durumunda yapılan sözleşmeler geçersizdir. İstisnası ise TBK. 221’de düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre; satıcının devrettiği satılan şeyin ağır kusurlu olması halinde ayıptan sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüz kabul edilmiştir. Satıcının kastı veya ağır ihmali yoksa, ayıptan doğan sorumluluğu kaldıran sorumsuzluk anlaşmaları geçerliliğini korur. Duruma objektifçe bakılması gerekmektedir.

E – Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır: Alıcı, taşınırlarda teslim, taşınmazlarda tescilin ardından ayıbı veya daha sonradan fark ettiği ayıpları satıcıya açık bir irade beyanıyla bildirmezse; ayıbı/ayıpları zımni bir irade beyanıyla kabul ettiği varsayılır, satıcının ayıptan sorumluluğu iddia edilemez. Alıcının gözden geçirme külfetini yerine getirmemesi durumunda da yine ayıbı kabul ettiği varsayılır. Gizli ayıplarda ise alıcı, gizli ayıbı fark ettiği anda bunu satıcıya bildirmelidir. Aksi halde satıcı bu ayıptan sorumlu tutulamaz ve alıcı ayıbı kabul etmiş sayılır.

F –  Alıcı, kanunen kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmiş olmalıdır: Alıcıya kanunen yüklenen külfetler; satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirmektir. Bu zorunluluklar TBK m. 223’te düzenlenmiştir. 223. Maddeye göre; “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.

Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.”

Bu maddeye göre kesin bir süre belirlenmemiş, bildirimin en kısa sürede yapılması uygun görülmüştür.

Ticari Satışlar

TTK m. 23/1.c’ye göre tacirler arası ticari satımlarda; “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse, alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.” Bununla birlikte; TBK m. 225’e göre, satıcı ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluktan kurtulamayacaktır. Bu hüküm; satıcılığı meslek edinmiş kişi ve kurumlar için de geçerlidir.

Satılanın ifa yerinden başka bir yere gönderilmesi hallerinde de (mesafe satışları), alıcıya bazı külfetler yüklenmiştir. Bunlar; koruma külfeti ve satılanın durumunu usulüne uygun olarak tespit ettirme külfetidir. Koruma külfeti; TBK m. 226’da düzenlenmiştir. Buna göre; “Başka yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu ileri süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici olarak almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü satılanın korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu satıcıya geri gönderemez.

Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.

Satılanın kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa, alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili, hatta satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu satıcıya en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu olur.”

  • Ayıptan Doğan Sorumluluğun Sonuçları

Bir satış ilişkisinde ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden kanunen beklenen yükümlülükleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;

  • Sözleşmeden dönme
  • Bedelde indirim talebi
  • Satılanın ücretsiz onarımı talebi
  • İmkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi
  • Sözleşmeden Dönme: Alıcı, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönebilir. Alıcının dönme şeklindeki irade açıklaması, bozucu yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geriye etkili olarak ortadan kaldırır.
  • Bedelde İndirim Talebi: Satıcının, satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı, satılanı alıkoyarak satış bedelinde ayıp oranında indirim isteme yoluna gidebilir. İndirim talebi yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olduğundan bu seçimlik hakkını kullanan alıcı, daha sonra bu talebinden vazgeçip başka bir hak talebinde bulunamaz. Söz konusu indirim bedeli, oransal yöntemle belirlenir.
  • Satılanın Ücretsiz Onarımı Talebi: Alıcı, aşırı masraf gerektirmeme şartıyla, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz olarak onarılmasını talep etme hakkına sahiptir.
  • İmkan varsa, Satılanın Ayıpsız Bir Benzeri ile Değiştirilmesi Talebi: Bu hak ancak değişim imkanı varsa kullanılabileceğinden parça borçlarında söz konusu olamaz. Bununla birlikte; satılan şeyin bir başkasına satılmamış ve imkansız hale gelmemiş olması da gereklidir.

Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.

Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.

Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.

Dönmenin Sonuçları

Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:

  1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte geri verilmesi.
  • Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi, yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.
  • Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi.

Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür.

Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur.

Satılanın aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de kapsar; fakat eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.

Zamanaşımı

Ayıptan sorumlulukta zamanaşımı sürelerini düzenleyen TBK m. 231’de “Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz.

Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. Bu halde 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olur.”

Zamanaşımı sürelerinin sözleşme ile uzatılması ya da kısaltılması mümkündür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir