I. GİRİŞ
İnternetin gelişimi ile beraber bireyler arasında etkileşim sayısı önceki dönemlere göre katbekat artmıştır. Türkiye’de ilk internet erişimi 12 Nisan 1993 tarihinde TÜBİTAK destekli bir proje çerçevesinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir. Bu internet hattı uzun bir süre ülkemizin internet ağına tek çıkış noktası olmuş ardından zamanla evrilerek yaygınlaşmıştır[1]. Gerek internetin bu şekilde yaygınlaşması gerek internete bağlanma özelliği bulunan laptop, cep telefonu gibi elektronik cihazların kullanımının artması sonucu internet her bireyin yaşamında ayrılmaz bir parça teşkil eder hale gelmiştir.
Sosyal medya ise internetin yaşantımıza girmesinin ardından kişilerin bu platformda kendilerini ifade etme ihtiyaçlarını giderme amacıyla ortaya çıkmış platformlardır. Bu platformlar öncelikle kişilerin kendi adlarına açtıkları blog hesapları gibi hesaplar iken, zamanla Amerika Birleşik Devletleri menşeili Twitter, Facebook, Instagram gibi platformlar bu şahsi blogların yerini almıştır.
Kişilerin bu platformlarda kişisel düşüncelerin hiçbir süzgeçten geçirmeden direkt olarak muhataba aktarabiliyor oluşu, sosyal medya yoluyla kişilik hakkı ihlali kavramının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Nitekim Yargıtay’ın kişilik hakkının ihlali nedeniyle manevi tazminata ilişkin kararları incelendiğinde görülecektir ki; dava konusu ihlallerin büyük bir çoğunluğu sosyal medya yoluyla gerçekleştirilmektedir. Bu yazıda da internetin ve sosyal medya kullanımının bu denli yaygınlaşması sonucu, sosyal medya yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat davaları konusu işlenecektir.
II. KAVRAMLAR
a) İnternet
İnternet kısaca tüm dünya üzerine yayılmış olan çok geniş bir bilgisayar ağıdır. Başka bir tanım yapmak gerekirse, İnternet birden fazla haberleşme ağının (network) birlikte meydana getirdikleri, metin, resim, müzik, grafik vb. dosyalar ile bilgisayar programlarını kısaca tüm insanlık bilgisinin ve yaratımının paylaşıldığı ve bilgisayarlar arasında karşılıklı olarak iletildiği, bilgisayarlar arasında kurulmuş bir ağdır.
ABD Yüksek Mahkemesi bir kararında İnternet’i şöyle tarif etmiştir, İnternet birbirleri ile bağlı bulunan bilgisayarlardan oluşan uluslararası ağdır. Internet, bireylerin dünya çapında haberleşmesi için tamamen yeni ve benzeri olmayan bir ortamdır[2].
Yerel ağların yanı sıra ulusal ağlardan, bölgesel ağlardan oluşan bu yapı farklı görünümlere bürünebilmektedir. İşte bu ağların daha büyük bir ağ oluşturacak şekilde bağlanmasıyla oluşan ve neredeyse tüm dünyaya yayılan büyük ağa İnternet denilmektedir. Türkçeye “ağlar arası ağ” olarak çevrilebilen internet terimi “ağların ağı” olarak da anılmaktadır[3]. Bu tanımlamalardan da anlaşılabileceği gibi İnternet, kurulu ağların tamamının birbiriyle bağlanmasıyla oluşmuş yeni devasa bir ağdır. Bu devasa ağın bir sonucu olarak da dünyanın her bir noktasından insanlar birbirleriyle adeta yan yanaymışçasına kolayca iletişime geçebilmektedirler.
İnternet sınır tanımayan iletişim ağıdır. Dünya çapında sayısız bilgisayarın birbirine bağlanmasıyla ağ meydana gelmektedir. Bu ağın teknolojisi de durmaksızın gelişmektedir. Yazılı ve görsel basın içeriklerini aynı anda taşıyabilmektedir. Süzgeçsiz hedef kitlelere ulaşabilme olanağı söz konusudur. Ortam forumları, sanal gazeteler, kişisel sayfalar, sanal kütüphaneler, bilim sanat veri depoları gibi sınırsız ve fiziki varlığa gereksinme duymayan hızlı ve etkin bir kitle iletişim aracıdır. Sansürsüzdür. Bu bakımdan internet özgürlük demektir[4]. Fakat bu özgürlüğünde bir sınırı vardır ve bu sınır da paylaşımın yöneltildiği kişinin kanunlar uyarınca korunan kişilik haklarıdır.
b) Sosyal Medya
Sosyal medya, tek yönlü bilgi paylaşımından, çift taraflı ve eş zamanlı bilgi paylaşımına ulaşılmasını sağlayan medya sistemidir. Ayrıca sosyal medya; kişilerin internet üzerinde birbirleriyle yaptığı diyaloglar ve paylaşımların bütünüdür. Sosyal ağlar, insanların birbiriyle içerik ve bilgi paylaşmasını sağlayan internet siteleri ve uygulamalar sayesinde, herkes aradığı, ilgilendiği içeriklere ulaşabilmektedir. Küçük gruplar arasında gerçekleşen diyaloglar ve paylaşımlar, kullanıcı bazlı içerik (İngilizce: UGC-User Generated Content) üretimini giderek arttırmakta, amatör içerikleri dijital dünyada birer değere dönüştürmektedir[5].
Sosyal medya zaman ve mekân sınırlaması olmadan, paylaşımın, tartışmanın esas olduğu bir insanî iletişim şeklidir. Sosyal medya platformlarında gerçek hayatta tanımadığınız, görmediğiniz hatta belki de asla görüşemeyeceğiniz insanlarla buluşur ve iletişimde bulunursunuz. İnsanlara yardım eder, yardım alır, sorularına cevap verir ve kendi sorularınızı sorar, onlar hakkında fikir ve düşüncelerinizi aktarırsınız. Bu bakımdan sosyal medya tüm kullanıcılarının içinde bulunduğu bir topluluktur diyebiliriz.
Sosyal medya, geleneksel medyada olduğu gibi tek bir noktadan çok sayıda kişiye yayın yapmaktan çıkarak, iletişim yönü açısından çoktan çoğa paradigmasına dayalı “kullanıcı kaynaklı medya” özelliğine sahiptir. Kullanıcı Kaynaklı Medya, geleneksel medyadan farklı olarak, içeriğin bizzat kullanıcılarının kendileri tarafından üretilmesine ve paylaşılmasına olanak yaratmaktadır[6]. Kullanıcılar tarafından üretilen bu paylaşımlarda sınır yine kullanıcıların kendileridir. Bu durumda kullanıcılar paylaşımlarıyla sınırları aşarak Türk Medeni Kanun’u uyarınca paylaşımlarının muhataplarının kişilik hakkını ihlal etmektedirler. Ve bu durumda kişilik haklarının bu şekilde ihlali sebebiyle manevi tazminat davalarına yol açmaktadır.
c) Kişilik hakkı
Kişilik hakkı kişisel varlıklar üzerinde söz konusu olan şahsa bağlı bir mutlak haktır. Yaşam, sağlık, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim, his yaşamı gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade ederler[7]. Kişilik hakkı kişisel varlıklar üzerindeki bir hak olduğundan bu varlıklara yönelen saldırılar kişilik hakkının ihlali sonucunu doğurur.
TMK md. 24, kişisel varlıkların karşılığı olarak kullandığı eski metindeki “şahsi menfaatler” yerine, yeni metninde yer verdiği “kişilik hakkı”na nelerin girdiğini belirtmemiştir[8]. Kanun koyucu, tek tek tespit edilmelerindeki güçlüğü düşünerek, kişisel varlıkları saymaktan isabetli olarak kaçınmıştır[9].
Kişilik hakkı adıyla müsemma olduğu üzere şahıs varlığı haklarındandır. Bu nedenle gerçek kişiler için, doğumla, tüzel kişiler içinse kurulduğu andan itibaren başkaca hiçbir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden kazanılan ve yine gerçek kişiler için ölümle, ölüm dışı sona erme hallerinden kişinin gaip sayılması veya kişi hakkında ölüm karinesinin bulunması halinde; tüzel kişiler içinse sona erme ile başkaca bir işleme gerek olmaksızın sona eren haklardır. Kişilik hakkı, kişiye insan olması sebebiyle tanınan haklardır. Kişilik hakkı, doğrudan bir ekonomik değeri olmadığından malvarlığına dahil edilmez. Manevi varlıklara ilişkin olduğundan, para ile ölçülmesi mümkün değildir[10].
Kişilik hakları yukarıda sayılan nitelikleri sebebiyle özellikle sosyal medya ortamında saldırıya açık bir haldedir. Bu niteliği sebebiyle kişilik haklarının sosyal medyada korunmasına özellikle dikkat edilmelidir. Bu koruma da TMK hükümleri uyarınca manevi tazminat davaları, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve Türk Ceza Kanunu uyarınca ilgili ceza hükümleriyle sağlanmaktadır.
III. SOSYAL MEDYA YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARININ İHLALİ NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI
Günümüzde sosyal medya kullanımının hızlıca yayılmasıyla birlikte bu platformlardaki paylaşımlar sebebiyle kişilik hakkı ihlalleri hayli artış göstermiştir. Kişilik haklarına sosyal medya platformlarındaki paylaşımlar aracılığıyla yapılan saldırıların bu denli artış göstermesinde Twitter, Facebook, Instagram gibi platformların hiçbir teknik bilgi gerektirmeksizin İnternet ortamında etkileşimli paylaşım yapma imkanı sağlamasının etkisi büyüktür. Kişinin özel yaşamına ilişkin sırlarının, fotoğraflarının ya da olaylarının bir web sitesinde yayınlanması halinde web sitesindeki yayınlar aracılığıyla kişilik haklarına bir müdahale söz konusu olmaktadır[11].
Kişilik hakkına ilişkin hükümler TMK ve TBK’da düzenlenmiştir.
“TMK Md. 24– Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
“TMK Md. 25– Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.”
“TBK Md. 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
“TBK Md. 58– Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
Bu hükümler uyarınca kişilik hakkı çerçeve olarak belirlenmiş ve bu hakkın ihlali neticesinde açılacak olan manevi tazminat davası hüküm altına alınmıştır. Buna göre kişilik hakkına saldırıda bulunulan kimse, uğradığı manevi zarara karşılık, zararın bir nebze de olsa hafifletilebilmesi amacıyla karşı taraftan kendisine manevi zarara karşılık bir miktar para ödenmesini talep edebilecektir.
Nitekim TMK uyarınca hakimin önündeki uyuşmazlıkta takdir yetkisi bulunmaktadır. Somut olaya bakan hakim uygun gördüğü takdirde talep edilen bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu giderim biçimini tazminata ekleyebilir. Diğer bir giderim biçimi olarak da kanunda örnekseme olarak saldırıyı kınayan bir karar verilmesi ve bu kararın yayınlanması olarak ifade edilebilir. Uygulamamızda da hakimler manevi tazminat talepli davalarda, manevi tazminat talebini reddederken bu hüküm uyarınca kınamaya karar verebilmektedirler.
Sosyal medya yoluyla kişilik haklarına saldırı durumlarında manevi tazminat için bazı şartlar aranmaktadır. Bunlar;
· Kişinin kişilik hakkına hukuka aykırı bir saldırı bulunması,
· Kişilik hakkına saldırılan kişi ile zarar gören kişinin aynı olması,
· Manevi zararın bulunması,
· Nedensellik bağının bulunması ve
· Davalının sorumlu olmasını gerektiren bir kusuru
şartlarının hepsi bir arada bulunmak zorundadır. Özellikle nedensellik bağı şartında saldırı oluşturan fiilin hayat tecrübelerine göre olayların normal akışında, ileri sürülen manevi zararı meydana getirmeye elverişli olduğunun kabul edilmesi uygun nedensellik bağının bulunduğunun kabul edilmesi demektir. Buna karşılık, davalının saldırı teşkil eden fiilinden sonra bir üçüncü kişinin fiili ayrıca bir üzüntü, elem ve ızdırap yaratmış ise, bu eklenen manevi zararla başlangıçtaki saldırı arasındaki uygun nedensellik bağı kesilmiş olur. Örneğin, bir gazetede yayınlanan gerçek dışı basit bir haberi, bir başka kişi aşırı yorumlarla bir eleştiri konusu yaparsa, bir başkası bu haberden hareket ederek bir roman ve piyes yazarsa, gerçek dışı haberi yayınlayan muhabir, eleştiri, roman veya piyesin doğuracağı manevi zarardan sorumlu olmaz[12].
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca da bir kimsenin manevi tazminat ödemeye mahkum edilebilmesi için şu şartların oluşması gerekmektedir:
· Bir kimsenin kişilik hakkına hukuka aykırı bir tecavüz yapılmalıdır,
· Bir manevi zarar bulunmalıdır,
· Fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmalıdır,
· Davalının sorumlu (kusurlu) olmasını gerektiren veya kusursuz sorumluluğunu gerektiren bir hali bulunmalıdır[13].
Yargıtay uygulamasında, sosyal medya yoluyla kişilik hakkı ihlalleri nedeniyle açılan manevi tazminat davalarında Yargıtay somut olayları düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında inceleyerek kararlar vermektedir. Nitekim bir görüşe göre kişilik hakları ile düşünce özgürlüğü karşı karşıya geldiğinde, düşünce ve ifade özgürlüğünün geri planda durması gerekmektedir.
“Bütün demokratik ülke anayasalarında düşünce açıklama özgürlüğü hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın kimseye kişilik haklarına saldırı hakkı vermemektedir… Düşüncelerin basın yoluyla açıklanması özgürlüğünün tanınması amacı bu özgürlüğün kişilik haklarına saldırı aracı olarak kullanılmasıyla bağdaşamaz. Basın yoluyla düşünce açıklama hakkı, kişiliğin korunması söz konusu olduğunda geri plana çekilmek zorundadır. Burada, basın özgürlüğünün kişilik haklarını koruyan MK m. 24 ve BK m. 58 ile sınırlandırılması söz konusudur.[14]”
“Hürriyetçi argümanda belli bir makullük, hatta çekicilik var olmakla beraber, bütün hukuk sistemleri, kasıtlı yalanların yayılması yoluyla bir kimsenin saygınlığını yitirmesinin gerçek bir zarar teşkil ettiğini ve fikirlerin serbest piyasasına dayanan bir sistemin insanları yeterince koruyamayacağını kabul etmektedir. Tam bir ifade hürriyetinin geçerli olması bir bütün olarak toplumun yararına olabilirse de, bu durum masum mağdurlar da, yani yalan yanlış hikayelerin yayılmasından gadre uğramış kişiler de bırakabilir.[15]”
Yukarıda alıntılanan metinler uyarınca doktrinde belirtildiği üzere, kişilik hakkının ihlali durumu mevzubahis olduğunda düşünce ve ifade özgürlüğünün geri planda durması gerektiği ifade edilmiştir.
Anayasanın 90. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kanun hükmünde bir düzenleme olup doğrudan iç hukukumuzda uygulama alanı bulmaktadır. AİHS’in “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesi ise;
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının şeref ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi, yargılama organının otorite ve tarafsızlığının korunması amacıyla, hukukun öngördüğü ve demokratik bir toplumda gerekli olan formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir.”
şeklindedir.
AİHM kararlarında kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğunun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici fikirlerin de 10. madde tarafından korunduğu belirtilmektedir.
“İfade özgürlüğü, demokratik toplumun vazgeçilmez temel taşlarından birini, bu toplumun ilerlemesinin ve her insanın gelişmesinin temel şartlarından birini oluşturur. İkinci fıkra hükmü saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğü, sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devleti veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir.[16]”
Yargıtay’da kararlarında AİHS uyarınca ve AİHM kararları çerçevesinde düşünce ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkarmaktadır.
“Mahkemece, mesajların hakaret içerir mahiyette olduğundan kişilik haklarına saldırı teşkil edeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Anayasamızın 25. maddesi uyarınca “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de kanun hükmünde sayılmaktadır. AİHS nin 10. maddesinde “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir….” hükmü bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru numaralı kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. madde de açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,…” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri 69698/01 ve 16354/06 başvuru numaralı kararlarında da tekrar etmiştir.[17]”
“Mahkemece; asıl amacın davacının siyasetini eleştirmek olsa da, yayınlanan ifadeler içerisindeki “Yetim hakkı yiyip, aile yakınlarına menfaat sağladığı, usulsüz ihalelerle siyasi yandaşlarına menfaat sağladığı, hırsızlık yasaları çıkardığı …” şeklindeki ithamların siyasi eleştiri sınırlarını aştığı, kullanılan uslübunda aşağılayıcı olduğu kanaatine varıldığı, ancak uzun süreden beri hükümetin başında olup Türkiye’deki siyasetin önde gelen siması olan davacının bu tür eleştirileri de toleranslı, hatta hoşgörüyle karşılaması gerekeceği, gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu ifadeler bir bütün olarak incelendiğinde; siyasetçi olan taraflardan davalının davacıya yönelik, güncel konularda değerlendirmelerde bulunduğu ve yapılan değerlendirmelerde özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, söylemlerin sert eleştiri düzeyinde kaldığı anlaşılmıştır.
Gerek Dairemizin gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istikrar kazanmış uygulamalarında siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanması gerektiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün sadece “zararsız ve ilgilenmeye değmez olarak görülen bilgi ve fikirler değil aynı zamanda rahatsız eden, şaşırtan ve gücendiren ifadelerinde bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ve ifade özgürlüğü olmadan “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyeceği vurgulanmıştır.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre siyasetçilere yönelik eleştirinin sınırı özel kişiler için olandan daha geniştir ve bu durum günümüzde yerleşik bir ilke haline gelmiştir. ( Örneğin, Brasilier c. France, Req.No.71343/01, 11.4.2006, para.41 )” ( İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa -Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme, Prof.Dr.S. İnceoğlu )
Davacı ve davalının siyasi kişilik olmaları da dikkate alındığında, davacının sert eleştirilere katlanması gerekir.[18]”
“Mahkemece davalının konuşmasında söylediği “Bu adam Muş’lu bir kürttür, Kadıköy’e faydası olmamıştır, zararı olmuştur, tam bir şark kurnazı, bugün CHP’den nemalanıyor, başkanlıktan düşsün, inanın kendini PKK’lı olarak göreceğiz, ben böyle inanıyorum, bir CHP’li olarak görüşüm budur, hadi bakalım yüreği yerse gitsin Muş’tan CHP adayı olsun, Ş.. S…’la beraber” şeklindeki sözlerle davacının kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilerek, talebin kısmen kabulü ile manevi tazminata hükmedilmiştir.
Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nin kararlarında da belirtildiği üzere siyasi hüviyete sahip şahısların kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanmaları gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünün sadece “zararsız ve ilgilenmeye değmez olarak görülen bilgi ve fikirler değil aynı zamanda rahatsız eden, şaşırtan ve gücendiren ifadelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği” belirtilmiş ve bu ifadeler var olmadan “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyeceği vurgulanmıştır.
Dava konusu olayda, Kadıköy Belediye Başkanı olan davacının Facebook sayfasına görüşlerini yazan davalının beyanları, davacının şahsına ait değer yargıları, siyasi ve sert eleştiri mahiyetindedir.[19]”
“Davaya konu yazının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna bağlı olarak gelişen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde ele alınıp, ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir. Gerek Dairemizin gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin istikrar kazanmış uygulamalarında; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünün; sadece zararsız ve ilgilenmeye değmez olarak görülen bilgi ve fikirleri değil aynı zamanda rahatsız eden, şaşırtan ve gücendiren ifadeleri de kapsadığı belirtilmiş; ifade özgürlüğü olmadan “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre; siyasetçilere yönelik eleştirinin sınırı özel kişiler için olandan daha geniştir ve bu durum günümüzde yerleşik bir ilke haline gelmiştir. Bu bağlamda siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanması gerekir. Çünkü siyasetçi, zorunlu ve bilinçli olarak, eylem ve davranışlarını, gazetecilerin ve vatandaşların dikkatli bir kontrolüne açık bırakmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kamuyu ilgilendiren, genel nitelikli sorunlara ilişkin alanlarda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilemeyeceğini kesin bir dille belirtmektedir. (AİHM 26118/10 Eon / Fransa kararı) Ayrıca bir yazı veya açıklamanın ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilirken, bütününe bakılması gerektiğinin, kullanılan ifadelerin nasıl bir içerik ile verildiğinin üzerinde durulmaktadır. (AİHM 23144/93 Özgür Gündem / Türkiye kararı)[20]”
Yukarıda alıntılanan Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere, Yüksek Mahkeme istikrarlı bir şekilde somut olaylarda takdir hakkını AİHM kararları ışığında düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında kullanmaktadır. Fakat bu sınırın aşıldığı durumlarda da daha önce bahsetmiş olduğumuz doktrin görüşleri uyarınca düşünce ve ifade özgürlüğü geri planda bırakılarak manevi tazminata hükmedilmelidir.
“Davalı Twitter adlı Sosyal Paylaşım Sitesi’nde gezi parkı olayları sırasında meydana gelen “palalı saldırgan” eyleminde polisin saldırganı etkisiz hale getirmemesini eleştirmek amacıyla, Başbakan’ın kızını örnek vererek “Biri çıkıp Sümeyye’nin kıçına palayla vurursa ne olurdu acaba” şeklindeki ifadeyi paylaşmıştır. İnsanların bedenleri ve uzuvları medya mensuplarının ve siyasilerin düşüncelerinin açıklama malzemesi veya herhangi bir tartışmanın aracı olamaz. Davalının twit yazmak suretiyle sarfettiği sözler genel ahlak ve adaba aykırı olduğu gibi, kişilik haklarına saldırı teşkil eden hukuka aykırı bir fiildir. TBK’nın 58. maddesiyle TMK’nın 24 ve 25. maddelerinde belirtilen, manevi tazminat koşulları oluştuğundan…[21]”
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında olgu isnadı ile değer yargısı arasındaki farklara dikkat çekmiştir. Olguların varlığı kanıtlanabilirken, değer yargılarının doğruluğu ispata açık değildir. Bir değer yargısının doğruluğunun kanıtlanması şartını yerine getirmek mümkün olmayıp, bu durum 10. madde tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının temel bir parçasını oluşturan düşünce özgürlüğünü bizzat ihlal etmektedir. Ancak mahkeme, bir beyanın değer yargısı teşkil ettiği hallerde dahi, bir müdahalenin orantılılığının, söz konusu beyana dair yeterli bir olgusal dayanak bulunup bulunmadığına bağlı olabileceğini, zira destekleyici nitelikte olgusal bir dayanağı bulunmayan bir değer yargısının dahi aşırı olabileceği haller bulunduğunu da hatırlatmaktadır. (Oberschlick v. Avusturya, 1 Temmuz 1997) AİHM kararlarında internet yayınlarının da basın özgürlüğü kapsamında olduğu kabul edilmektedir.
Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler, yüksek mahkeme kararları ve AİHM kararları ışığında dava konusu olaya baktığımızda, kamuoyuna yansıyan adli olayın gerçekleştiği vakıf kapsamında bazı öğrencilere destek bursu sağladığını belirten davacı şirketin olayla doğrudan ilişkilendirilemeyeceği, toplumda infial yaratan olay ile bağlantılı olarak davacı şirket hakkında “çocuk tecavüzcüsü, sevicisi” paylaşımda yer alan ifadelerin küçük düşürücü nitelikte ağır ve rencide edici olduğu gibi TTK. nun yukarıda değinilen haksız rekabet hükümleri çerçevesinde davacı şirketin faaliyetlerini incitici beyanlarla kötülediği, eleştiri sınırlarında kaldığının kabul edilemeyeceği, AİHM kararlarında belirtildiği üzere davacı şirkete haksız olgu isnadı mahiyetinde olup kişisel değer yargısı olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle basın özgürlüğü kapsamında kabulünün mümkün olmadığı anlaşılmakla TBK 58. maddesi anlamında manevi tazminat koşullarının oluştuğu…[22]”
Anılan kararlarda Yargıtay ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dava konusu paylaşımların artık eleştiri, ifade ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aştığı ve bu sebeple manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bu kararlar düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, sınırlamanın her olaya göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
IV. SONUÇ
AİHM 22.04.2013 tarihli 48876/08 başvuru nolu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan bilgi ya da düşünceler için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların demokratik toplumun onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya konulması gerektiğini…” ifade etmektedir.
Sosyal medya platformlarında kullanıcılar tarafından paylaşılan ifadeler genellikle kişisel değer yargısı niteliğindedir. Değer yargısı kişiden kişiye değişen, öznel, bir gerçekliği değil bir değerlendirmeyi içeren yargılardır. AİHM kararlarında da değer yargılarının kısıtlanamayacağına vurgu yapılmaktadır. AİHM kararlarında “bir ifadenin gerekçesini değerlendirebilmek için gerçeklerin ortaya konuluşu ile değer yargıları arasında ayırım yapılması gerektiği, gerçeklerin varlığı ortaya konulabilir iken, değer yargıları kanıtlanabilir değildir. Bu bağlamda mahkeme sadece olumlu karşılanan veya zararsız veya tarafsız görülen bilgi ve fikirleri değil demokratik toplumun gereklilikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin parçası olan ve rencide eden, şoke eden ve rahatsız eden bilgi ve fikirleri de koruma altına aldığının” altını çizmektedir.
Bu nedenlerle kişisel değer yargısı niteliğinde olan ve eleştiri sınırlarının aşılmadığı paylaşımlarda kişilik hakkının ihlali nedeniyle manevi tazminata hükmedilememelidir. Nitekim kişisel değer yargısı, eleştiri ve düşünce ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşan küfür, hakaret, yanıltıcı beyan ve açıklama içeren paylaşımlarda, zarar gören mağdurun manevi tatminini sağlamak amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir. Bu sınırlar hakimler tarafından her somut olayın kendi özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilecek olup, Yargıtay ve doktrin tarafından belirlenen ve yukarıda belirtilmeye çalışılan sınırlar çerçevesinde davaya bakan hakimin vicdani kanaatine göre sonuca bağlanacaktır.
[1] Günaydın Barış, “İnternet Yayıncılığı ve İfade Özgürlüğü”, Ankara, Adalet Yayınevi, 2010, s. 42
[2] https://blog.kmk.net.tr/internetin-tanimi.html (Erişim tarihi 10.10.2017)
[3] Köksal Ahmet Turan, İnternet Sizden Korksun, İstanbul, Pusula Yayımcılık, 1997, s.19
[4] Köseoğlu Bilal, İletişim Saldırılarından Doğan Hukuksal Sorumluluk ve Uygulama, Ankara, Bilge Yayınevi, 2013, s.17
[5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_medya (Erişim tarihi 12.10.2017)
[6] Poynter R., İnternet ve sosyal medya araştırmaları el kitabı: Pazar araştırmaları için araçlar ve teknikler. (Çev: Ü. Şensoy)., İstanbul, Optimist Yayınları, 2012
[7] Kılıçoğlu Ahmet, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Ankara, Turhan Kitabevi, 2013, s.4
[8] Kılıçoğlu, a.g.e., s.4
[9] Alman Medeni Kanun’u m.823’de hayat, beden, sıhhat, özgürlük ve diğer haklar şeklinde kişisel varlıkların sayılması yolu tercih edilmiştir. Ancak diğer haklara nelerin girdiği belli değildir.
[10] Binat Duygu, Basın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırıda Manevi Tazminat, İstanbul, 2008, s,3
[11] Oğuz Habip, İnternet Ortamında Kişilik Haklarının İhlali ve Korunması, Ankara, 2010, s. 88
[12] Oğuzman Kemal, Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2016, Cilt II s. 270
[13] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı
[14] Dönmezer Sulhi, Bayraktar Köksal, Basın Hukuku, İstanbul, 2013, s.112
[15] Barry Norman, ‘Hukuki ve Siyasi Açıdan İfade Hürriyeti’, Liberal Düşünce Dergisi, S. 27, Yıl 2002, s. 12
[16] Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Handyside v. Birleşik Krallık davası, 07.12.1976
[17] Yargıtay 4. HD. E. 2014/11995, K. 2015/8294, 22/06/2015 tarihli kararı
[18] Yargıtay 4. HD. E. 2013/1805, K. 2013/19622, 11/12/2013 tarihli kararı
[19] Yargıtay 4. HD. E. 2013/18481, K. 2014/12713, 1/10/2014 tarihli kararı
[20] Yargıtay 4. HD. E. 2014/3046, K. 2014/17879, 25/12/2014 tarihli kararı
[21] Yargıtay 4. HD. E. 2014/13806, K. 2015/6082, 12/05/2015 tarihli kararı
[22] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2017/148 E., 2017/193K., sayılı kararı
KAYNAKÇA
Barry Norman, ‘Hukuki ve Siyasi Açıdan İfade Hürriyeti’, Liberal Düşünce Dergisi, S. 27, Yıl 2002
Binat Duygu, Basın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırıda Manevi Tazminat, İstanbul, 2008
Dönmezer Sulhi, Bayraktar Köksal, Basın Hukuku, İstanbul, 2013, s.112
Günaydın Barış, “İnternet Yayıncılığı ve İfade Özgürlüğü”, Ankara, Adalet Yayınevi, 2010
Kılıçoğlu Ahmet, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Ankara, Turhan Kitabevi, 2013
Köksal Ahmet Turan, İnternet Sizden Korksun, İstanbul, Pusula Yayımcılık, 1997
Köseoğlu Bilal, İletişim Saldırılarından Doğan Hukuksal Sorumluluk ve Uygulama, Ankara, Bilge Yayınevi, 2013
Oğuz Habip, İnternet Ortamında Kişilik Haklarının İhlali ve Korunması, Ankara, 2010, s. 88
Oğuzman Kemal, Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2016, Cilt II s. 270
Poynter R., İnternet ve sosyal medya araştırmaları el kitabı: Pazar araştırmaları için araçlar ve teknikler. (Çev: Ü. Şensoy)., İstanbul, Optimist Yayınları, 2012
ÇEVRİMİÇİ KAYNAKLAR
https://blog.kmk.net.tr/internetin-tanimi.html (Erişim tarihi 10.10.2017)
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_medya (Erişim tarihi 12.10.2017)
YARARLANILAN KARARLAR
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Handyside v. Birleşik Krallık davası, 07.12.1976
Yargıtay 4. HD. E. 2014/11995, K. 2015/8294, 22/06/2015 tarihli kararı
Yargıtay 4. HD. E. 2013/1805, K. 2013/19622, 11/12/2013 tarihli kararı
Yargıtay 4. HD. E. 2013/18481, K. 2014/12713, 1/10/2014 tarihli kararı
Yargıtay 4. HD. E. 2014/3046, K. 2014/17879, 25/12/2014 tarihli kararı
Yargıtay 4. HD. E. 2014/13806, K. 2015/6082, 12/05/2015 tarihli kararı
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2017/148 E., 2017/193K., sayılı kararı
